Ekşi Sölükte Sunay Akın

kendisinden köşe bucak kaçmama rağmen her gittiğim yerde karşıma çıkan en son yakalandığımda yeni kitabı ve kendisinin ne kadar iyi bir şair oluşu içerikli yarım saat bir esaret dönemi yaşatan dayanamayıp benim ocakta yemek vardı gibisinden bir bahaneyle yanından koşarak uzaklaştığım küçükkenki sevgimin giderek azaltığı her ay öküzde yazıları yayınlanan şair-yazar bazende gazeteci

araştırmacı-şair olarak anılan şair.

kizkulesi ile aşk yaşayan (onu seven, kıskanan, merak eden, araştıran, seyretmeye doyamayan, paylaşamayan) enteresan kişilik
her ay öküzün kağıt gemi sayfasında istanbul, kızkulesi, gemiler ve osmanlı hakkında yazılar yazar.
uzun sure suna yakin olaraktan, bayan oldugunu sandigim ki$i.
aman diyim aman..şu an piyasada kitabı olan hemen herkesde en az onunkiler kadar enteresan ayrıntılar vardır..ama kimse onun gibi popülerlik uğruna orda burda şaklabanlık yapmaz..bilgili olduğu kesin ama popülist kültürün zavallılarından biri olduğu da ..
5 yıl sonra gelen edit:sırf kendimi tatmin etmek için yazıyorum..zamanında ne kadar düzgün bir saptama yapmışım be kardeşim..adam bu entry’den sonra star’da ramazan programı mı yapmadı tv8′de hıncal haşmet ve (aslında özünde iyi bir insan olduğuna inansak da bunlarla ne işi var dediğimiz) nebil’le program mı yapmadı..sözkonusu program gözüme en son takıldığında hep birlikte floransa’nın bilmemne şenliklerindeki anılarını anlatıyordu abiler..ama o kadar samimiydiler kiii..sıcacık sohbetler böyle hayatın içinden mutluluk verici ayrıntılar falan..neyse beni haksız çıkarmayan kendisine başarılar dilerim.
kimi şiirlerini severim, sahaf cafede yan masasına denk geldim bir gün, konuşmalarına tanık oldum aman dedim nası yazmış bu şiirleri bu adam*.
isminde ulama oldugundan dolayı yazılı bi halde görülmedigi taktirde suna yakın olarak anlasılabilme olasılıgı olan isme sahip şair
tarihteki bir sürü hikayeyi çağrışım zinciriyle birleştirip bugüne kadar getirip de önünüzdeki çay kaşığına bağlayarak anlatabilen bir adam. iyidir güzeldir, az konuşsa daha da güzel olabilir. popülist olamayacak kadar da saf biri bence. öyle bir hava sezmedim hiç kendisinde, sanmam.
en son tv’da bir turizm programında bir takim yerli turistlere kiz kulesinin ve yedikule zindanlarının hikayesini anlatırken gördüğüm iii enteresan bir animatör, şiir yazarak para kazanılmayacağını anlamış, okuyarak ve konuşarak para kazanabilineceğini kanıtlamaya çalışan dünyası geniş bir talkshowcu.
yol kenarındaki yağmur mazgallarını kumbara sanıp, harçlığını atan ve bu yüzden en çok denizden alacaklı olan şair,
okulumuza gelip “sizin kafaniz calismiyor sizin kafanizi testlerle curuttuler bakin benimkine ne kadar guzel zengin…” diyen insan. iyi sair. iyi bir arastirmaci.
kız kulesi’yle kafayı bozmuş, bir zamanlar iyi şiir bile yazabilen, ama orta yaş bunalımlarına yenik düşüp artık ordan burdan aparttığı bilgilerle yazılar yazan, bu yazıları bir güzel toparlayıp kitap yapan kel adam…
edebiyatı edebiyattan nefret eden insanlara dahi eylendirerek anlatabilen kişi. klasik anlamda bir şairden çok uzak ama bi çok şairden fazla şiire yakın. iyi bir araştırmacı. bilgiyi bulmayı ve iletmeyi çok iyi kavramış hatta bundan para kazanmanın dahi yollarını bulmuş biri. yanlız bedelini ağar ödüyor, tepki topluyor. kendisi benim hocam olur. herşeyiyle çok güzel ama biraz fazla süslü, fazla abartılı sanki.
uzun sure takdir ettigim, ama daha sonra her bir boku kizilderililere baglamasi yuzunden nefretimi kazanan kisi. (bkz: temcit pilavi)
kız kulesindeki kızılderili adlı kitabıyla amerikan koloniciliğini ve kültürünü çok iyi yansıtan ve aynı zamanda şair olan yazar.
platonik takıldıgınız insana açılmak için,

”büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde
yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim
açılamıyorum sana.”

şiirini kullanabilirsiniz. baktınız ki sizi anlayamadı hemen;

”bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru

güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar

beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur.”

bu şiiri kullanın; belki işinize yarar. şayet işinize yararsa o hatun/erkekten hayır gelmeyecektir muhtemelen… çünkü normal bir insan, siz ikinci şiiri söyledikten sonra ” ne yastıgı, ne sevgisi, ne tren istasyonu; iyi misin sen?” gibi birşey söyler… neyse; 4 şiir kitabı vardır şairimizin ve bu aralar istanbulun çeşitli yerlerinde gösteri yapar… normal söyleşilerinden farklı; zira anlattığı şeylerin resimlerini sahneye yansıtıp kafanıza kazınmasını saglıyor bu sefer… tek çıkmazı; herzaman aynı şeylerden bahsetmesidir. (bir yerden sonra kabak tadı verir)
(kantelem, 10.03.2002 15:47 ~ 05.11.2002 00:01)
beyaz adam ozgurluk adina
dev bir kadin heykeli dikti
dogu denizinin kiyisina
ve her gece altinda dans ettigimiz yildizlari
bayrak diye tutsak etti bir bez parcasina

beyaz adam ozgurluk gibi adaleti de
bir kadin heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan zavalli kadin
gozleri bagli oldugu icin
kendisine tecavuz edenin kim oldugunu goremedi
sunay akin
“iki rayı gibiyiz
aynı tren yolunun
yakın olması
neyi degistirir
son istasyonun”
okudugumda vuruldugum dizelerin yazari.
sair.
super akici konu$an, hikaye olay vs. anlatan adam. dinlerken agzimiz acik kaldi bakakaldik. her arastirmaci gazeteci adama nasib olmaz boyle cene. sevdiriyor hem kendisini hem siirlerini.
doğduğu yılı en çok seven şairdir. 1962 yılında, trabzon’da doğar sunay akın.
yalnızca 62′den tavşan yapılması bir ayrıcalıktır onun için!
kağıt gemilerden emekli bir kaptan olarak yazmaya başladığı şiirlerini 1989′da ‘makiler’ adıyla yayınladı. bu ilk eserinin arkasına da birer martı gibi ‘antik acılar’, ‘kaza süsü’ ve ‘62 tavşanı’ adlı şiir kitaplarını sıraladı.
düzyazıda da , ‘ancak bir şairin yazabileceği’ konulara el attı. ‘istanbul’un nazım planı’, ‘ayçöreği ve denizyıldızı’, ‘kız kulesi’ndeki kızılderili’, ‘önce çocuklar ve kadınlar’ şairin deneme kitaplarından bazılarıdır.
pek çok gazete ve dergide köşe yazarlığı yaptı, şiirler, yazılar yayınladı. orhan veli’nin ‘yaprak’ adlı gazetesini yeniden çıkardı.
trt 2 ve cnn türk’de ’stüdyo istanbul’, ‘izler’, ‘akşama doğru’, ‘5n 1k’ gibi kültür sanat programları ve belgeseller hazırlayan, katkıda bulunan sunay akın, tv 8′de de ‘gezgin korkuluk’ adlı programı hazırlayıp sundu.
yaşam radyo ve radyo kent’de dinleyiciyle buluşan ‘veşaire… veşaire…’ adlı programı ise best fm’de yayınlanmaya devam ediyor.
sunay akın, marmara üniversitesi güzel sanatlar fakültesi ve müjdat gezen sanat merkezi’nde öğretim görevlisi olarak da ders veriyor.
şiirlerinde ve düzyazılarında önemli bir yeri vardır istanbul’un. kız kulesi’ni ‘şiir cumhuriyeti’ ilan edecek kadar tutkundur istanbul’a. kız kulesi’nin insanla buluşmasının sanat etkinlikleri çerçevesinde olmasını isteyen ve bunu için kulenin şövalyeliğini üstlenen sunay akın, vapurlara da şair adlarının verilmesini istemektedir.
o, istanbul’da yaşayan ‘devrik’ bir cumhurbaşkanıdır!…

kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken

on beş yıl boyunca birbirine benzeyen şiirler yazarak, kendini tekrar dalında dieter bohlen’in rekorunu egale eden şairimiz.

Yorum ekle January 7th, 2007

Wikipedia da Sunay Akın

Sunay Akın
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
Sunay Akın
Doğum tarihi     1962
Ölüm tarihi     *
Doğum yeri     Türkiye
Mesleği     Şair, Yazar, Gazeteci, Araştırmacı

Sunay Akın (1962 - ), Türk şair, yazar, gazeteci, araştırmacı

Trabzon’da doğdu. Lise öğrenimini İstanbul Koşuyolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü’nden mezun oldu.

İlk şiirleri 1984 yılında dergilerde yayınlanmaya başladı. Arkadaşlarıyla birlikte 1989′da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı.

1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü Makiler şiiri ile kazandı.

Buluşlara dayanan, genellikle kısa şiirlerinde, Orhan Veli şiirindeki bir özelliğin günümüzde sürdürümcüsüdür. Bu tür şiire pek de özgü olmayan, yumuşak, lirik bir ses tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreyya’nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.

23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, hayali olan İstanbul Oyuncak Müzesi’ni Göztepe, İstanbul’da tarihi dört katlı bir konakta açtı.

TV8′de Hıncal Uluç, Haşmet Babaoğlu ve Nebil Özgentürk ile birlikte Yaşamdan Dakikalar adlı televizyon programını yapmaktadır.

Yayımlanmış Kitapları [değiştir]

* Kule Canbazı (2004)
* Kırdığımız Oyuncaklar (2004)
* Onlar Hep Oradaydı (2002)
* İstanbul’da Bir Zürafa (2001)
* Önce Çocuklar ve Kadınlar (2000)
* Ayçöreği ve Denizyıldızı (2000)
* 62 Tavşanı (2000)
* Kız Kulesi’ndeki Kızılderili (2000)
* Antik Acılar (1999)
* Makiler (1999)
* İstanbul’un Nazım Planı… (1999)
* Kaza Süsü (1997)
* Kırılan Canlar (1997)
* Veşaire…Veşaire (1994)
* Antik Acılar (1995)
* Kaza Süsü (1996)
* Makiler (1996)
* Şairler Matinesi (1993)
* Şiir Cumhuriyeti (1993) - Safa Fersal ile birlikte
* Küçük Asker…Küçük Asker… (1995)

Dış Bağlantılar [değiştir]

* Sunay Akın Kişisel Web Sitesi
* Sunay Akın Hayatı ve Eserleri
* İstanbul Oyuncak Müzesi Web Sitesi

“http://tr.wikipedia.org/wiki/Sunay_Ak%C4%B1n”‘dan alındı

Sayfa kategorileri: Karadenizliler | Trabzon | 1962 doğumlular | Türk şairler | Türk yazarlar | Türk gazeteciler | Araştırmacılar

Yorum ekle January 7th, 2007

Sunay Akın Şair isimli vapurların tramvayların yaşadığı İstanbul

Düşlediğim İstanbul iki yakası arasında mekik dokuyan vapurlara şair adlarının verildiği İstanbul… Orhan Veli vapurunun yanından geçen Nazım Hikmet vapuru, Atilla İlhan vapuru… Vapurlara şair adları verilse, her vapurun içine adı verilen şairin şiirleri asılsa, can simitlerine şiirleri yazılsa; bir de bütün tarihi eserlerinin sanat merkezlerine dönüştüğü İstanbul. Ve mutlaka Haydarpaşa’daki gümrüğün kalkıp, limanın kaldırılıp, oranın bir sanat merkezine dönüştürülmesi. Orası bir sanat merkezi olsa boğazın en güzel görüleceği yer; karşıda bir yarımada, orada etkinliklerin düzenlendiği açık hava tiyatroları ve mutlaka bir kent müzesinin bulunduğu İstanbul. Sanat eserleri, heykelleri, yeşil alanların yeşil alan olarak kaldığı, yeşil alanlardaki otellerin mutlaka kaldırıldığı, ve mutlaka ulaşımın raylı sisteme tamamıyla geçildiği ve tramvayın Taksim ve Tünel arasında tutsak olmadığı diğer tüm semtlere ulaştığı, Boğaz’dan da geçtiği, tramvayların yaşadığı bir İstanbul.

Yorum ekle January 7th, 2007

Sunay Akın Pek yakında : İstanbul’da Bir Zürafa

İstanbul’a tarihin çeşitli dönemlerinde padişahlara hayvanlar armağan edilmiş. Örneğin II. Mahmut’a bir zürafa armağan edilmiş, ama o zaman insanlar hiç zürafa görmemiş ki… İstanbul’a hayvanların gözüyle bakıyoruz. Zaten kitapta sadece zürafa yok, köpekbalıkları da var. İstanbul’da 1964 yılında 7m. boyunda köpekbalığı yakalanmış. Hani İstanbul Boğazı dediklerinde akla ilk gelen hayvan fok balığıdır… Marmara Denizi’nde kılıç balıkları, gergedan, söz ettiğim Cezayirli Hasan Paşa’nın aslanı, sokak köpekleri pek çok hayvan var. Ama zürafayı seçmemin sebebi kitabımda İstanbul’a farklı bir bakışla, hayvanların gözüyle bakıyor olmam…

Yorum ekle January 7th, 2007

Sunay Akın Daha çok para anlayışı İstanbul’u bozdu

İstanbul’un en sevmediğim yanı kaçak yapılaşma… Çirkin binalar! Trafik keşmekeşini yaratan da o zaten. Trafik sorununu çözmek için İstanbul’a uygun imar planlarını uygulamak, pek çok çirkin binayı yok etmek demektir! Kaldırılmalıdır, yıkılmalıdır, yokedilmelidir. Başka türlü çözüm yok. Kaçak yapılaşma, çirkin binalar, rahat anlayışı, para anlayışı, daha çok para. Ama ne oldu bundan sonra, şehir korkunç bir görünüme kavuştu! Kendimizi, geleceğimizi garanti altına alacak diye düşündüğümüz o binalar, yıkılacak mı korkusuna sahibiz şimdi…

Hayatta mutluluk dört duvar satın almak değilmiş. İstanbul hala ders veriyor, İstanbul bizi eğitiyor bak. Daha çok para anlayışı İstanbul’u bozdu, yıktı. İstanbul 2000′i aşkın yıla dayanamayacaktı! Sen İstanbul’a gel, İstanbul seni eğitir. Bir salladı seni, kendine gel dedi; anladı, dersi aldık mı; umarım almışızdır. Ama bizi sözlüye çağıracak İstanbul.

Yorum ekle January 7th, 2007

Sonraki yazi Onceki yazi


Sayfalar

Kategoriler

Son Makaleler

Dostlar

Rss Rdf